Yener Korkut: Press
5 out of 5 stars - Timeless, organic music.
If you want a breath of fresh air, just sit back and listen to the world-class playing on this album. It's not fussy, it's not over-produced, it's just one beautiful tune after another expertly played. Best album I heard in 2006.
Yener Korkut Chart Information - Saturday, May 13, 2006 - 02:02 PM
Yener Korkut "Storm Of Light" earned the #1 position on the Guitar Nine Records Top Sellers Chart: World for the week ending Saturday, May 13, 2006.
Chart Position Alert For Yener Korkut - Saturday, January 6, 2007 - 01:51 PM
Yener Korkut "Storm Of Light" hit #4 on the Guitar Nine Records Top Sellers Chart: Acoustic for the week ending Saturday, January 6, 2007.
THE JOY OF LIFE
(by Peter L. des Jardins, St. Croix Avis, Leisure Editor April 21st, 2006)
Yener Korkut can be found on St. Croix, sitting in the corner of a bistro or oceanfront bar with his guitar. On a good night he can quiet the bar crowd and create a special space on the Christiansted waterfront.
You ain't heard nothing yet.
Yener has finally finshed his first CD. It is all original music. If Gershwin was an American in Paris with a piano, Korkut is a Turk wandering through the world with a guitar. Yener's Turkish heritage is always bubbling beneath the surface of his music. The roots that some call "flamenco" he takes a step deeper to Anatolian traditions, to before the Moorish invasion of Spain. He calls them "Mediterranean". Layered on top of that you will share his life experiences. These songs are stories, from a childhood in Turkey to a hillside home on St. Croix, on the political and geographical edge of America, overlooking the Caribbean Sea.
Other composers would have to find virtuoso players to play this music. Yener can play every mind-numbing note of the glissandos and breathe every heart-stopping pause. Through the magic of the recording studio, he can switch from acoustic to electric guitar and back again without missing a beat. The orchestrations and arrangements are the settings for the jewels of his solo passages. On this CD you can hear the sounds that he hears in his head, as he plays in a corner bistro or ocean front bar. Is this classical? Is this folk? Is this jazz? Some call it wold music. It is pure Yener Korkut. Put it in your CD changer with "An American in Paris", "Sketches of Spain", and your favorite classical collections. Put this review down to a sentence? Bravo, your music made me cry with the joy of life.
- St. Croix Avis (Apr 21, 2006)
"Fashions come and go, but quality sticks around forever."
"All can say is that I haven't stopped playing Yener Korkut's album 'Storm of Light' since it arrived.
Yener's playing is world-class, and mention should also be made to Eylem Pelit on bass and Volkan Oktem on drums, who provide some nice subtle backing; clever playing but without being too busy and getting in the way.
Timeless, organic music; a breath of fresh air in this age of soulless, over-compressed corporate crap.
Don't mess about, just buy it"
Steve H. - The Questionnaires (Dec 17, 2006)
Amazing guitar playing, Yener - you haven't got 10 fingers on each hand by any chance, have you?
Chris (Volume Brothers) (Jul 22, 2006)
Karayiplerdeki Küçük Adadan Dünyaya Yayılan Gitar Sesi (Dr. Meral Dincer - Ekim. 23.'06) =
Gitarıyla dans ederek su içer gibi gitar çalan, Türkiye’mizin adını dünyanın bir ucundaki küçücük bir adadan duyuran, bizim de böyle sanatçılarımız varmış dedirten, onur duyduğumuz sanatçı, Yener Korkut.
Dünyanın en prestijli, uluslararası saygınlığı olan müzik yarışmalarından biri olan John Lennon Beste Yarışması’nda birincilik ödülünü “Night Fall in İstanbul” (İstanbul’da Gün Batımı) adlı enstrümantal bestesiyle almıştı. 20 bin eserin katıldığı yarışmaya, Elton John, Carlos Santana, The Black Eyed Peas, Enrique Iglesias gibi ünlü isimlerin yer aldığı seçici kurul tarafından Moldovalı rakibi Transbalcania grubu ile finale kalan Korkut, Internet ortamında dünyanın dört bir yanından insanların 6 hafta boyunca verdiği oylarla birinciliği elde etmişti.
Yener Korkut, ABD’de Karayip Denizi’nde bulunan Virgin Takımadalarından St. Croix adlı mercan adasında yaşıyor ve su sporları merkezi işletmeciliğin emekli olduktan sonra 2003’ten bu yana katıldığı birçok müzik yarışmasında da ödüller almış.: Bağımsız Müzik Ödülleri Kurumu IMA, Birleşik Uluslar arası Müzik Yarışması Kurumu UISC, Uluslar arası Akustik Müzik Ödülleri Kurumu IAMA, John Lennon Songwriting Contest Ödülleri Kurumu ödülleri bunlardan bazıları..
İşte çook uzaklardan, Karayiplerdeki bu küçücük adadan söyleşiyoruz Yener’le:
MD = 1952’de Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Baklan kasabasında dünyaya geldikten sonra müziğe yönelmenizde öncelikle annenizin müzik öğretmeni olmasının, sonra da babanızın size gitar hediye etmesinin rolü olmuştur mutlaka değil mi?.
YK - "Evet, ilk muzik tanitimi annemden geldi. Mandolin, saz, ud ve kemanla ugrasirken...hic unutmam, bir gece babam cok uzun bir otobus yolculugundan sonra elinde bir akustik gitar'la geldi ve tam o anda butun hayatimin sekillendigini hissetmistim...cok guzel bir bahar aksami idi."
MD = 13-18 yaşlarınızda kurduğunuz Hierapolis grubu ile o zamanlar Denizlinin Beatles’i olarak konserler verirmişsiniz..
YK - "Haha! Denizli'nin Beatles'i sozu, 2 gurup elemanlarinin (bendeniz ve basci Dogan Kusman'in) uzun saclari yuzunden verilmisti. O gunlerde uzun saca sadece muzisyen oldugumuz icin biraz tolerans veriliyordu ama okul yoneticileri devamli pesimizde idi. Bilhassa o zamanlarin cok meshur Lise muduru Burhanettin bey... her bayrak merasiminde bize; 'O uzun sacli essekleri bir gun yakalayip, saclarini kaziyacagim merak etmeyin siz.' diye devamli takilirdi. Ama ben bir gun arkadaslarimla bahse girip, saclarimi sifir sac makinesi ile kabak gibi kazitmistim ve Burhanettin Beyi ilk defa kahkahalarla gulturten talebe olmustum."
MD = 1970’ten beri yurtdışındasınız, o zamanki Türkiye’de yaşanan süreç mi sizi yurtdışına götürdü?
YK - "Yurtdisina muzik ve macera icin cikmistim...takilip kaldim. Su anda internet imkanlarimiz oldugu icin butun dunya hemen karsimizda, hic bir yere gitmek gerekmiyor."
MD =Önce Avrupa, ya sonra niye Amerika?
YK - "Muzigin pesinde Avrupa'da uzun seneler kalip, bircok guruplarda ve bir pantomim tiyatrosunun muzik kayitlarinda calismistim, sonra 7 elemanli, cogunlugu konservatuar'dan olusan bir gurupla 1978'de Club Med - Kusadasi'nda caldik ve 1982'ye kadar Tunus, Fas, Isvicre ve Guadelope gibi dunyanin cesitli ulkelerinde muzisyen olarak calisma firsatimiz oldu. Sonra ben Guadelope'dan New York'a bir muzik projesi icin gitmistim ve sonra daha henuz yeni olan Windsurf sporunu tanitmak icin, bas egitimci olarak bircok ABD eyaletlerinde iki sene boyunca seminerler verdim, Amerika'ya yerlesmis oldum."
MD =Sizi buralara, bu mercan adasına ne çekti, bu tesadüf mü, yoksa kendi seçiminiz mi?
YK - "Virgin adalarina Windsurf tatili icin gittigimde, Okyanus ve Denizlerin renklerini cok sevip, bir anda burasinin evim olduguna inanip yerlestim ve su sporlari merkezi kurdum. Bu arada farkinda olmadan tabiat'a olan ilgimin muzikgimde cok etkisi oldu. Albumdeki enstrumantel onbir parcanin temelinde, tabiattan ve dunya olaylarindan esinlenen hikayeler bulunmaktadir, albumu dinlerken parca isimlerinin hatirlanmasini tavsiye ederim."
MD =36 yıldır yurtdışındasınız, bu süreçte Türkiye’ye hiç gelmediniz mi?
YK - "Ilk gelis, bahsettigim gibi '78 de Kusadasi'na muzik icin olmustu...sonra bir kac defa firsatini bulup ozlem gecirmeye calistim...hemde ne ozlem, Turkiye'nin ne zaman konusu gecse, icimde hemen kontrol edemedigim bir sizlanma gelisir. En son, mayis 2006 da, TRT/TV2'de konuk oldugum Dunyanin Turkusu programi ve 'Storm of Light' albumunun Turkiye basimi icin gelmistim."
MD =Hayatınız spor ve müzikle geçmiş, windsurf zor bir spor olmalı, hayata bakış açınız da mücadeleci midir?
YK - "Hayat bir hediyedir...imkanlarimiz, cevremiz ve olanaklarimiz capinda hemen bir mucadeleye donusup, maddi manevi bir takim puruzlerle yuz yuze gelir. Bu karisikliklarin arasindan siyrilmak ve hediyemizi koruyabilmek, mesut olmak bizim kendimize baglidir... etrafimiza dikkatimizi cevirip, tabiyat'a saygi duymak kadar basittir. Sorunuzu windsurf'e baglamaniz cok enteresan...cunku esas windsurf sporu, plajlar onunde hava atilan oyuncak sporu degil, seyircisi fazla olmayan dunyanin en suratli yelken sporudur...Mesela; tenis, golf, futbol, basketbol gibi sporlar seyirci gozleri altindadir, windsurf ise ufuklardadir. Ben bilhassa uzun mesafe ve surat yarislarini kazanip basarili oldum, nerde ruzgar ve deniz varsa orada mesut olup, gozlerden ve dolayisi ile pop kulturunden uzaklarda daha rahat hissediyorum kendimi. Bu bir tercihdir."
MD =Çocukluktan beri müzikle ilgilenmişsiniz ama ne oldu da 50’li yaşlarınız ödüllü oldu?
YK - "Muzik ve matematik en sevdigim konular... ve sanirim bu konularda basariliyim, ama hic kimsenin ve hatta kendimin bile dogum yili kutlama tarihlerini hatirliyamam ve bunu gereksiz bile buluyorum. Muzigin yasi yoktur...Uzayda (bildigimiz gibi) zaman yoktur, insanlarin ekonomik cikarlar icin kendi yarattigi bir topikdir.
Tabi, basarili olmak nedir? diye kendimize sordugumuzda, muzisyenine gore bir cok degisik cevap alinir, soyleki; Bazi sanatcilar basariyi, populer olup zenginlikle ilistirirler. Bazilari ise basariyi, bagimsizlik ve fazla kurallarla ezilmeden, yani motivasyonunu korkudan degil (bilhassa modern dunyada motivasyon korkudan kaynaklanir) hurriyetten esinlenebilendir. Bu yuzden misal vereyim; Moda dunyasi kadin guzelligini reklamlar ve toplum kontrol teknikleri ile - zap zayif 13 - 17 yaslari arasindaki cocuk modeller olarak kabullendirmistir ve dunya halki bunun pesindedir, yalnis bir dusuncedir. Muzik piyasasida aynidir, anlamsiz muzik ve sarki sozlerini (James Blunt - You're beautiful), bebege kasikla mama yedirir gibi halka sunulur.
Muzik, yazarlik, ressamlik ve dolayisi ile sanat'in yasla ilgisi olmamasi gerekir diye dusunuyorum."
MD =Sualtı sporları eğitmenliğinden emekli oldunuz, daha çok müzikle ilgilenmek için mi? çünkü görüyoruz ki emekliliğinizden sonra ard arda ödüller gelmeye başlamış..
YK - "Su sporlarina olan sevgim, su sporlari merkezi bir is yeri olarak cok buyudu. Para kazanmak ve dahada fazlasini kazanmak gibi is dunyasi akintilarina kapilip kalmistim. Tabiat bana ust uste gelen firtinalarla, buyuk kasirgalarla sanki birseyler demek istiyordu...ancak iki oglum dunyaya gelince aklim basima geldi ve is dunyasindan ayrilip muzige donebildim, bu yuzden sansliyim. Ancak, muzik piyasasininda ayni akintilarla dolu oldugu hic suphesiz...
Su sporlari, firtinalar, kasirgalar ve iki oglum benim icin en onemli ogretmenlerdir ve muzigime son derece etkileri olmustur...bu olaylara cok borcluyum."
MD = Irak Savaşı’nı eleştiren “Fallen Soldier” Askerin Düşüşü parçanız, Bağımsız Müzik Ödülleri yarışmasında ödül almış, sanatçının toplumsal bir işlevi de olmalı mı sizce?
YK - "IMA - Independent Music Awards (Bagimsiz muzik odulleri)'deki birinciligimin, adi ustunde, benim icin John Lennon odullerinden dahada cok bir onemi vardir. Kendinize pop star hokkabazi degilde, sanatci diyebiliyorsaniz, mutlaka sozlu sozsuz toplumsal olaylara dokunmaniz gereklidir. Kitlelerle olan iliskimiz ve onlara hitap edebildigimiz icin, bu bir vazifedir. Ancak piyasaciligin yarattigi yobazlik buna onem vermez."
MD =Dünyanın bir ucunda, hem de pek bilinmeyen bir yerde yaşayan bir Türk olarak duygularınız, Türkiye özleminiz nasıl?
YK - "Sanirim bu adayi tercih edip yerlesmemin sebebi; banaTurkiye'yi hatirlatan tabiat guzelligi ve koylerimize benzeyen mutevazilikdir. Daha oncede dedigim gibi Turkiye'nin cayi, kahvesi, misafirperverligi ve insanlarinin sicakligi dunyanin baska hic bir yerinde yok."
MD =Türkiye’nin en iyi tanıtımi “sanat ve müzikle yapılır” diyorsunuz….
YK - "Sanat ve muzikle yapilan tanitimin izleri kolay silinmez. Maalesef reklamlar butun dunyada pek cok ve araliksiz bir sekilde insanlara devamli suruluyor, en kotu urunler bile kurnaz reklamlarla halka yediriliyor. Buralardaki kucucuk bir ada bile reklamlara milyonlarca dolar harciyor. Halk farkinda olmadan bile reklamlara karsi negatiflesiyor. Turkiye tanitimi icin kulturumuze, muzisyenlerimize, yazarlarimiza kiymet verilmesinin daha olumlu bir tanitim yonu olduguna inaniyorum."
MD =24 yıl önce vatandaşlıktan çıkarıldığınızı biliyoruz, olumlu bir gelişme var mı bu konuda?
YK - "Su anda NewYork baskonsolosluguna, tekrar vatandasligima alinabilmek icin muracaat ettim."
MD =Türkiye’ye gelip rüzgar sörfü okulu açmak, müzikle ilgilenmek, İstanbul’da gün batımının gerçeğini seyretmek istemez misiniz? Yani Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?
YK - "Turkiye'ye gelip muzikle ilgilenmek her zaman dusuncelerimde ve senenin birkac ayini Turkiye'de gecirmek cok guzel bir olay...Gun batimini cay icerken sohbetlerle yasamak hayallerimdedir..."
MD =İstanbul’da gün batımı daha mı bi başka oluyor? Yarışma kazanan şarkınıza da bu adı verdiniz, bunda Türkiye’ye de bir özlem yok mu?
YK - "Istanbul ve dolayisi ile Turkiye, dunyanin en acik dusunceli bir devletidir. Turkiye ve Turk halki gibi diger kultur, din ve dusuncelere bu derece saygili bir toplum daha yoktur. Bunu, sehirlerimizdeki yabanci kultur derneklerinin, kiliselerin ve diger merkezlerin Osmanlilar devrinde bile camilerle yan yana olmasinda gorebiliyoruz. Yani, tarihler boyunca Turk'ler - Adam olana hosgeldiniz demistir. Enteresan, toleransli ve acik gonullu bir toplumumuz var. Turkiye'yi bu yondede tanitmak gerekir...Bilhassa su anlarda gelisen acayip dunya olaylarinin yaninda..."
MD =Başka yarışmalara katılmayı sürdürecek misiniz?
YK - "Kazandigim bir cok odulum var. Kendime gore bu kadari yeter diyorum. Gelismekte olan veya sessiz sessiz gelip gecen degerli muzisyenlerimizin pop kultur piyasasindan siyrilip akintilara kapilmadan, evrensel olarak Turkiye'mizi temsil etmelerini dilerim. Esasinda Turkiye'yi temsil edebilecek (populer muzik televizyon show'larinda gorunmeyen) bir cok degerli muzisyenler var..."
MD =Yeni projeleriniz neler?
YK - "Gunun birinde "Storm of Light" albumumun hakettigi bir sekilde dagitimini diliyorum, dolayisi ile ikinci album uzerinde calismalara basliyacagim"
MD =Geniş kesimlere yayılıyorsunuz, küçük bir adada kalmak sizin açılımınızı kısıtlamayacak mı?
YK - "Genelde enstrumantel calan muzisyenler, piyasadan fazla birsey beklemeyen ve muzigi zevkle, seve seve yapan kisilerdir. Mesela, ayni odullerin herhangi birini sansla kazanan, sarki soyleyip sahnede dans eden kisi icin marketler ap aciktir. Enstrumantel muzik yapan muzisyeni ancak bagli oldugu muzik sirketi paralar harcayip reklamlarla tanitirsa birseyler olabilir. Mesela, Kenny G'yi bile, guya jazz caliyor diye kolayca populer star yaptilar. Dunya halkinin cogunlugu bu cesit olaylardan habersiz ve ilgisizdir. Dusuncelerimde fazla taninmak, fazladan reklamlarla populer olmak gibi hayaller yoktur...Hak ne ise o olsun. Bu yuzden, kucuk bir ada'da veya kucuk bir koyde bulunmakla bir kisitlama olmaz diye dusunuyorum."
MD =Türkiye’de en çok neyi özlediniz?
YK - "Koylerden, bahcelerden gelen tertemiz, katkisiz meyva ve sebzeler, ailem ve dostlarimiz...Turkiye'nin tabiat ve insan guzelligi..."
MD =Türkiye’deki müzik gelişimini takip edebiliyor musunuz?
YK - "Fazla takip edemiyorum."
MD =Türk sanatçılarından kimleri dinliyorsunuz? Ya yabancı?
YK - "Genelde sadece film muzikleri ve his'le calan muzisyere daha cok onem veriyorum. Saygi gosterdigim bir cok muzisyenler var."
MD =Türkiye’de sizi sonradan tanıyan ama sizi çok takdir eden bir kesim var. Sanırım gitar çalan veya çalmak isteyenlere de örnek oldunuz, gitara ilgi arttı diyebiliriz.. Ne diyorsunuz bu konuda gençlere?
YK - "Bunu her zaman soylerim: En onemlisi, muzikde kabiliyetiniz olduguna kendinizin inanmasidir ve muziginize kendi capinizda bir sanat dali olarak bakmaniz gereklidir. Muzigin hayat boyunca suren bir gelisim/ogrenme oldugunu kabul ediniz.
Sadece meshur olup buyuk paralar yapma dusuncelerini de bir kenara birakiyoruz...Zaten ona fazla bir kabiliyetin gerekmedigini her zaman soylerim ve birazcik kulak acip gorebilirsiniz.
Muzikte birde modern gericilik vardir. Misal; Tam muzik kurallarina gore calmadiginiz icin...Rock caliyorsaniz su meshur gitarci gibi calmadiginiz icin...Klasik caliyorsaniz okullarda ezberletilen ayni o meshur besteciler gibi calmadiginiz icin...Jazz caliyorsaniz herkezin dinledigi o muthis saksofoncu...Turk muziginde (X) bey gibi calmadiginiz icin aynisini kopya etmediginiz icin bile elestirilip moral bozucu birtakim yorumlara ugrayacaksinizdir.
Kendinize inanip, alt yapi egitiminizi (okuldan, ogretmenden veya en guzeli; kendi calismalarinizla) elde edip, o meshurlardan bile ornek alarak esinlenip degisik bir muzik yaptiginiz icin ne mutlu size. Sizden beklenen degil, kalbinizden gelen muzigin pesini birakmayin."
MD =Sizin çalma tarzınızı çok farklı, içten, etkileyici buluyorlar. Sizden beklenen değil, kalbinizden gelen müziğin peşini bırakmayın diyorsunuz.. Sizin müziğinizin yanı sıra bir de farklı duruşunuz var.. Sanatçı için bu “duruş” önemli midir?
YK - "Bazi muzisyenlerin kendilerine gore, degisik bir duruslari tabii olarak vardir ve tabii olarak ogrenip gelisirler. Kabiliyeti olmuyanlar ise, duruslarini rollerle gelistirirler. Piyasanin kabullendigi ve cikarlar icin yaratilan komersial roller mi? Yoksa tabii olarak, etki altinda kalmadan ifade edilen oz duruslar midir? Iste esasinda onemli olan budur. Aradaki farki gormek halkin egitim kapasitesine baglidir. Gazetelerin kose yazarlarini hic okumayip direk dedikodu ve spor sayfalarina bakan bazi dunya halkinin aydinligi...muzigin sadece tv showlarda gosterilen eglenceler olduguna inananlara benzer.
Bence bir sanatci her ne kadar egitim gorup hayati boyunca en meshur hocalardan dersler alip cok gelisse bile...Sayet tabiat'daki bitki ve hayvanlardaki anlamlara ve seslere dikkat edemeyip saygi gostermiyorsa...o sanatcinin eseri veya muziginin altinda eksiklikler vardir. Sanat yasam ve dunyamizla iliskilidir ve hayat boyu ogrenimi bitmeyen bir olaydir.
Bana bu reportaj firsatini verdiginiz icin cok gurur duydum. Fazla konu disina cikmadigimi umit edip, sizlere tesekkur ederim."
=======================================
- Turkce Reportaj #2 (Dr. Meral Dincer - Karayiplerdeki Küçük Adadan Dünyaya Yayılan Gitar Sesi (Oct 23, 2006)